Agafya
Okumaya can attığım bir kitaptı. Ve sonunda okudum. Kitabın ilk başlarında pek sarmamıştı beni ama sonra sayfaları nasıl okudum ben bile bilmiyorum. Heyecanı sona saklanmıştı. Kitaptan birkaç sözü sizinle paylaşmak istiyorum;
~"Ben incinmiş bir kızım. O yüzden ancak acıtarak sevebilirim bir erkeği. Aşkına güvenebilmem için verdiğim acıya katlandığını görmem gerekir. Aşkıma aynı şekilde karşılık vermesini isterim. Sen buna dayanabilir misin ?"
~ Dünyadaki her şeyin olduğu gibi, aşkın da kendine göre kanunları vardır. Yalnız zor olan, bu kanunlar, olay mahallindeyseniz çok zor hatırlanırlar. Ya da hiç hatırlanmazlar. Çok sonra akla gelir bu kanunlar ama iş işten çoktan geçmiştir. Aşkın kanunları aynı zamanda çok da esrarlıdırlar. Ortadadır ama kimse görmez.
~ Ne önemi var şehir adlarının. Sapandan fırlayan taş gibiler. Fırlatıldıkları yerde kalacaklar, belki bir dere yatağı, belki güneş görmez bir orman, belki bir kaya başı... Korunaksız, çaresiz, rüzgarız ve suyun insafına kalmış şekilde...
Şimdi de tanıtım bültenini aktarmak istiyorum size ;
Sana yeni bir isim verdim ben, "Agafya" dedim. "Yüce aşk" dedim. Kalbimin en derinine sakladım seni, kimse görmesin istedim. Ve o ismi sadece ben bildim ve sen sadece benim oldun...
"Beni sevmek bana tahammül etmek demektir. Eğer beni seviyorsan buna katlanacaksın. Beni ben olmaktan çıkararak sevemezsin. O zaman sevdiğim kişi ben değil, başka birisi olur. Sen başka birisini istiyorsan, o zaman başka birine git, ben ise buyum. İşte senin asıl çaresizliğin de burada başlıyor Anton."
1920'li yıllar. Rusya'da büyük bir devrim olmuş, Avrupa birdenbire kendi derdine düşmüş. Birinci Dünya Savaşı'nı yarıda kesmek zorunda kalmıştır. Devrimden kaçan Rus asilzadeler, dillere destan güzel Rus kadınları, işgal altındaki İstanbul'un yeni tanıştığı gece hayatı... İstanbul, tarihinde ilk kez kadınlarla ama bambaşka kadınlarla tanışmaya hazırlanmaktadır... Bir tarafta gurbette yaşanan kanlı bir aşkın hikayesi... Bir tarafta intikamlar, trajediler, aşklar...
Gelelim benim yorumuma, kitabın 4 ana karakteri var; Olga, Kotik, Agafya (Nataşa), Anton... 3 yıl içinde değişen hayatları...
Kitabın tarihi bir dokusu mevcut. Tarihin Bolşevik İhtilali'ne tanıklık ediyoruz kitabı okurken.
Anton, İngiliz bir gazeteci görev icabı İstanbul'a gidiyor ve ona tahsis edilen bir kamara aslında prensesin kardeşine ait bir kamara. Anton kamarasından güverteye çıktığında dikkatini çeken kızıl saçlı kızımız Agafya... Anton, ilk görüşte kızımıza aşık olur ve aralarında bir aşk oyunu başlar ama Agafya, Anton'a aşık değildir. Aşkının karşılıksız olduğunu anlamasına rağmen Anton, Agafya'dan vazgeçemez ve her geçen gün ona olan aşkı artar. Fakat Agafya; Japon samurayı Tegami'ye aşık olmuştur.
Tegami ile Agafya'nın aşkı öyle bildiğimiz aşklardan değildir. Birbirlerine deli gibi aşık olmalarına rağmen birbirlerini öldürmek istiyorlardır. Bu aşk hem Agafya'ya hem de Tegami'ye zarar veriyordur.
Agafya'nın erkeklerle alıp veremediği de vardır, bu yüzden erkeklerle oyun oynamayı seven tam bir dişi karakterdir. Ayrıca intikam ateşiyle yanıp tutuşuyordur.
Olga'mız da Anton'a aşıktır. Ve Anton'un, Agafya'ya olan aşkının da farkındadır. Anton'un mutlu olması için elinden geleni yapan fedakar bir kadıncağız Olga.
Kotik kitabın en küçük karakteri... Olga'nın minik oğlu... Babasını kaybetmiş yetim çocuk.
Kitap savaş yıllarını ve aşkı anlatıyor olmasına rağmen aşkla sevgi arasındaki farkı da okuyucuya çok güzel aktarmış.
Karakterleri öyle bir yansıtmış ki yazarımız sanki bende o yıllarda yaşamışım da bu olaylara tanıklık etmişim gibi hissettim. Gerçekçi ve karakterlerle içiçe birkaç gün geçirdim kitabı okurken...
Günlükler ve mektuplar kitaba farklı bir doku kazandırmış. Kitabı okurken keyif aldım ve sizin de kitabı okumanızı o karakterlerle beraber günlerinizi geçirmenizi tavsiye ederim. Keyifli okumalar... :) :)
Yorumlar
Yorum Gönder